Şişli’de Bir Apartıman

Şişli’de Bir Apartıman, İstanbul’un merkezindeki Şişli’de (Taksim’e komşu; yüzyıllardır farklı inanç ve kültürlerin yan yana yaşadığı bir hat) ürettiğim bir fotoğraf serisidir. Başlığını 1933 tarihli Lüküs Hayat operetinin girişinden alır; bu referans benim için nostalji değil, erken modernlik vaadinin bugünde nasıl sürdüğünü ve kimin için kurulduğunu sorgulayan bir çıkış noktasıdır. Seri, şarkıda parlatılan Şişli imgesiyle bugünün Şişli’si arasındaki mesafede dolaşır ve özellikle şu merakı diri tutar: Şimdi Şişli’de kimler yaşıyor, kimler yer değiştiriyor, kimler kalıyor?

2013’teki Gezi protestoları (İstanbul’da başlayıp ülke geneline yayılan; kamusal alan ve özgürlükler etrafında kitlesel bir hareket) sonrasında Taksim çevresinden Şişli hattına taşınan birçok insanla mahalle yeniden şekillendi; queer topluluklar, göçmenler, yerel sakinler, sanatçılar ve müzisyenler aynı sokaklarda yeni temaslar ve yeni sınırlar kurdu. Ardından gelen siyasal ve toplumsal sıkışma kamusal alanı daraltırken, buluşmalar ev içine çekildi. Evler yalnızca barınak değil, birlikte kalmanın, dayanışmanın ve kimi zaman birer mabede dönüşen iç alanların mekânı oldu.

Seride fotoğrafladığım kişiler komşularım; aynı zamanda arkadaşlarım ve dostlarımdır. Çekimler sırasında Şişli’de yaşamak, komşuluk, güvenlik, yer değiştirme ve kent hafızası üzerine konuşuyoruz; bu sohbetler portrelerin mesafesine, bakışına ve duruşuna eşlik eder. Kentsel dönüşümün hızlandırdığı yıkım ve yenilenme, semtin hafızasını sürekli yerinden ediyor; yıkılan her bina, birlikte yaşamanın dilinden de bir parça eksiltiyor.

Şişli’de Bir Apartıman, portreler ile çevresel görüntüler arasında dolaşarak görünmez sınırları, seçilmiş aile bağlarını ve “Elimi uzatsam kime dokunuyorum?” sorusunu kaydeden bir hafıza çalışmasıdır. Fotoğrafı hem tanıklık hem kurgu olarak kullanarak, bugünün İstanbul’unda aidiyetin nasıl kurulduğunu ve nasıl korunabildiğini araştırıyorum.

Keşfetmeye Devam Edin

Rüyalarda Buluşuruz

Rüyalarda Buluşuruz, bireysel ve kolektif hafızanın kesiştiği, kaybın, yakınlığın ve iyileşmenin izini süren bir görsel anlatıdır. 2007–2023 yılları arasında çekilmiş yaklaşık 45 bin fotoğrafın arşivinden doğan bu çalışma, iki dönemin yankılarını taşır: Gezi öncesi yılların özgür ve coşkulu kamusallığını; ardından gelen sessiz, içe dönük yılların kırılganlığını. Gezi öncesinde İstanbul’un queer gece hayatı, varoluşun ve birlikte yaşamanın görünür bir alanıydı. Şehrin sokakları, kulüpleri ve evleri; arzunun, dostluğun ve direnişin sahnesine dönüşmüştü. Kamera, bu kolektif varoluşun hem tanığı hem de eşlikçisiydi.

FAMILY (2012)

FAMILY (2012), hayvanlarıyla birlikte yaşayan arkadaşlarımın evlerinden yola çıkan bir portre serisi. Seri, aileyi tek bir tanıma indirgemeden; birlikte yaşamanın, gündelik yakınlığın ve kurulan bağların ürettiği ilişki biçimleri üzerinden yeniden düşünmeye açar. İnsan, hayvan ve eşyalar aynı sahnede yan yana durur; çünkü “aile” çoğu zaman soy bağıyla değil, paylaşılan mekânla ve ortak hayatın ritmiyle görünür olur. Bu anlamda FAMILY, değişen aile anlatısına ve “çekirdek aile” tanımının genişleyip dönüşmesine bakan bir görsel anlatıdır.

Cereyan

“Cereyan”, Farsça’da akış, oluş, vuku bulma demektir; kelimenin kökü olan cer, döngü ve sürekli devinimi işaret eder. Bu seri, yıllardır içimde tekrar eden karanlık dönemlerin, kayıplarımın ve iyileşme arayışımın akışını görünür kılar. Yaklaşık 120 fotoğraftan oluşan ve hâlâ süren bu çalışma, belleğin nasıl kurulduğunu; unutmanın nasıl mümkün olduğunu, hatırlamanın nerede ve nasıl başladığını sorgular.